BENKENDIM

adı yok

Posted in benkendim by benkendim on 07/05/2009

Geçen haftasonu…

Artık onu düşünmek istemiyorum…Hak etmediğini bile bile ona bu kadar değer vermek hala….bu değer vermek mi yoksa terk edilmiş olmanın verdiği hazımsızlık mı????

Peki bu hazımsızlık olsa ben hala onu iyi düşünebilir miyim? Onu düşündüğümde yüzümde saliselik bir gülümseme oluşabilir mi? bugün alışveriş merkezlerinden birinde sinemaya gittim. Çıkışta onunla da ürünlerine bakmayı sevdiğimiz Tchibe’ye uğradım. Bir erkek çantası ve bir erkek kıyafeti gözüme çarptı.  Saliselik bir gülümseme ve bu iki şeyi ona alma isteği…Sonra gerçekle çarpışma…Biz ayrıyız…O seni terketti. Film şeridi…Telefonda bağırması, “sen Salak mısın?? Sen manyak mısın?” 

Masadan kalkışı…Yediğimiz yemeğin parasını masaya bırakması…Zarfla çantasından para çıkartması…”Her şey dahil mi????”

“Seninle ilgili herşeyi check ediyorum. Herşey çok güzel ama şu var ki ve bu benim için çok önemli… Sana aşık değilim” DEĞİLİM!!! Bu kelimeyi vurgulayışı…tonlayışı…”Seninle evlenmek istemiyorum” , “Seninle vakit geçirmek istemiyorum”

“Kardeşim nişanlanmak üzere olan birisi. Onunla buluşmanı istemiyorum. Babam söyledi onunla buluşup bazı şeyleri geri verecekmişsin. bizim ilişkimizde onun ne gibi bir yeri var da onunla buluşuyorsun. Bunu yaşamasını istemiyorum. Bunun onu etkilemesini istemiyorum” Abilik yapıyor…Çok düşünceli bir hareket…Ona telefonda eşyaları neden Gaye’ye vermek istediğimi anlatmaya çalışmama rağmen benim durum ve konumumu hiç düşünmeden bunları söylemesi ve ona “benim de abim var, benim de annem babam var” dememe rağmen “ne alakası var bunun konuştuklarımızla” demesi… Bu kadar bencil olabilmesi…

Beni terk etmek için uygun zaman kollaması…Bana stüdyo arkadaşları ile buluşacağını söyleyip, Didem denen ve tanıştırmak istemediği kıza akşam 9:30 gibi “james cook’dayım ” diye mesaj atması… bu olayın daha öncesinde Didem kim diye sorduğumda yüzündeki o ifade…ki o ifadeyi unutamam…bi arkadaşım demesi…Ben neden tanımıyorum, bugün tanışalım akşam dediğimde… O kadar da samimi değiliz demesi hemen akabinde “gecenin 12′sinde pişşt pişşt yazacak kadar samimisin” ama dediğimde düzgün cevap verememesi…Sırf bu davranışları yüzünden kafamda soru işaretlerine neden olması ve beni paronayaklıkla suçlaması…

Annenlere durumu tamam ben açıklarım dedikten sonra bile bırak aramayı annemin telefonunu bile açmaması…Korkaklığı, yaptığının ne olduğunu çok iyi bildiğinden…. annesi ve babasını bu kadar zor duruma düşürdüğü için onlara bu konuşmayı yaptırttığı için ve yaşına rağmen kendi kararını, kararlı  görünüyor olsa bile korkakça kabul ettirmeye çalışması…Bütün bunları düşündükçe nefes alamayacak hale geliyorum…Annemlerin bize aldığı eşyaların parasını bile 1 ay sonra ödeyen birisi…. yüzsüzlük….Kendi maaşımla aldığım fırının hala parasını vermemiş olması…Bunun için aramaya bile utanıyorum… Ama içim acıyor…Bu evi işte ben kendim yaptım diye kimlere gösterecek…Bi kıçı kırık L koltuk, boktan bi yatak odası, buzdolabı, bulaşık makinesi ve fırın… Vay ayakları üzerinde durabilen kendi işi olan güçlü bir erkek…bundan etkilenmeyecek bi kişi yoktur değil mi??? bizim yatağımızda kimi ağırlayacak???? Yüzü kızarmayacak mı??? O koltukta otururken, kıçına batmıyor mu birşeyler???? Hatırlamıyor mu? Ve ben bu adamı rüyamda hasta gördüğümde o gün onu hasta mısın diye aramamak için zor tutuyorum kendimi . Kendimden utanıyorum…Nefret ediyorum….

Evin dışına çıkabiliyor mu? ankara’da dışardagezebiliyor mu??? rahat ediyor mu? Yoksa evde mi takılıyor??? Rahat mı??? eminim yukarda yazdıklarımı okuyor olsa… büyük bi kin kaplardı içini hiç bana yaptıklarını düşünmeden… Çünkü onu hiç bir zaman boş bir adam gibi görmedim, beceriksiz bir adam gibi görmedim ama yukarda yazdıklarıma bakın hele…Üzgünüm…bütün bunlar böyle düşünmeme neden oluyor…

bütün bunlara rağmen ben neden bu adamı düşünüyorum??? Bencilliğine boğulmuş bi adamı neden düşünüyorum. Seni sevmiyorum artık demek bu kadar kolaysa ben neden diyemiyorum??

Arkadaş olarak kalabildiği eski kız arkadaşlarından farkım ne??? Suçlu olduğunu bilmesi mi? bundan dolayı benden kaçmak istemesi mi? Yaptığını kimsenin yüzüne vurmasını istememesi mi? Soranlara ne anlatıyor??? Ben terk ettim, 32 yaşındayım ama hala hayata karşı kendimi beceriksiz hissediyorum hazır olmadığımı anladım. Nişanlandık ama insanlar değişir. hiç böyle anlatabildiğini sanmıyorum. anlaşamadık diyip geçiyordur büyük ihtimal.. Ailesi de öyle… Oğullarının yaptığı şeyi hangi doğru kalıbın içine koyup anlatabilirler ki…Anlaşamadılar ayrıldılar diyorlardır. Olan biteni anlatmak bu kadar basittir onun için. İnsanlar değişir, insanlar değişir, insanlar değişir…Ne Kadar Basit değil mi???Kendisine yaptığı açıklama da bu…Oysa yaptığının hangi sıfatlar ile başkaları tarafından tanımlanacağını çok iyi biliyor. ve ben bu tanımları duydukça sanki onun yerine utanıyorum, yerin dibine giriyorum. Çünkü bu adamı adam diye bütün tanıdıklarıma ben gösterdim. Evleneceğim adam bu dedim. hayatta kimse için yapmadığım fedakarlığı gösterdim. 

düşünmediğim tek bir gün yok…adını anmadığım tek bir gün yok…Keşke onunla ilgili hiçbirşey hiçbir anı kalmasa beynimde…hiçbirini hatırlamak istemiyorum…

Geçen haftasonu…Ankara’nın bilmem kaç km  dışındayım…Bi pazar günü…Kafa dağıtmak istiyorum…

Yemek yemek için bi yerde duruyoruz. Babam arabadan inmiyor. Ne oldu baba diyorum. Hava alalım biraz diyor…Eee baba arabadan çıkalım….??? anlamıyorum babama bişe oldu sanıyorum…Bizi korkutmamak için söylemiyor diye düşünüyorum…Arabadan inmek istemiyor…Ben çıkıyorum… yola bakıyorum…Onun arabası…Bize doğru geliyor…önce plakaya bakıyorum evet onun arabası içine bakıyorum…Gözlerim keskin değil araba yaklaşınca anlıyorum… Annesi ve babası arabada…”anladım” diyorumm..kafamı yoldan çevirip…Utanması saklanması gereken biz değiliz ki!!!!!!!! babama üzülüyorum…Ben üzülmeyeyim diye şekilden şekile giren, o an saçmalayan babam…onlaarı görmüş ve ben görmeyeyim diye ve o anki panikle arabada öylece duruyor…bunları yaşaması  gereken biz değiliz . Benim ailem bunu hak etmedi…Üzgünüm

Şununla etiketlendi:, ,

tuhaf bi doğumgünü

Posted in benkendim by benkendim on 06/15/2009

Haziran geçen yıllara oranla olması gerektiğinden daha da soğuk, yağmurlu…Oysa her doğumgünümde hava sıcak ve güzel olur. Bu sene ise Ankara, Londra gibi…

Doğumgünüm…Kendime yeni bir hobi olarak edindiğim fotoğraf kursundan çok taze arkadaşlarla kurs sonrası bi yerlere gidiyoruz. Henüz yeni tanıyorum ikisinide…Kız olanı  James  Cook’a gidelim diyor. Önce bi duraksıyorum. Çünkü  “o” orada olabilir. Sonra saate bakıyorum hafta içi bu saatte orada değildir herhalde diyorum. Mekanın dışından içeriye doğru yürürken gözüm bi simaya takılıyor. Karanlık olduğundan ve gözümde lenslerim olmadığından silueti ayırt edemiyorum, emin olamıyorum. Fakat içeri girer girmez anlıyorum ki “o” kapının tam sağ tarafında stüdyo arkadaşlarıyla oturuyor.  Arkadaşlarıma hemen dışarı oturalım mı diye soruyorum. Bu arada dışarıda yağmur serpiştiriyor. Kız olanı “manyak mısın soğuk !!” diyor. Tam çapraz masaya oturuyoruz. Henüz 1-2 aydır tanıdığım insanlarla birazdan pasta kesicem, çapraz masada ise neredeyse herşeyimi bilen, evlenmekten döndüğüm adam oturuyor. Biz birbirimizi görmemiş ve hiç tanımamış gibi davranıyoruz. İnsanı tepetaklak edebilecek, çevresindeki bütün insanları sorgulamasına neden olabilecek çok kötü bir duygu bu…Bugün yanımda olan insanlar yarın herhangi bir nedenden dolayı yanımda olmadıklarında, beni hiç tanımıyormuş gibi davrandıklarında, yaptıklarından dolayı selam verecek bile cesareti bulamadıklarında yaşadıklarımızın ne anlamı var???!! 3 senenin ne  anlamı vardı??? 

Tuhaf bi doğumgünüydü. 28′e doğru gidiyordum ve unutulmayacak doğumgünü listeme şimdiye kadarki en kötüsü eklenmişti….

kapanıs

Posted in Uncategorized by benkendim on 06/03/2009

Uzun bir sancı sürecinden sonra bitti….uykusuzdu, yorucuydu,kalp kırıcıydı…

Tanıdığım “o” gitmişti aslında çoktan. Neden gitmişti bilmiyorum. Bambaşka birisi oturuyordu karşımda. Belki de tanıdığımı zannettiğim “o”  farklı biri gibi davranmaktan yorulmuştu. Benim bildiğim “o” hiç varolmamıştı belki de,sahteydi…Şimdi gerçekle yüzleşmiştim belki de…Aşık olduğum adam bu olamazdı…Olmamalıydı.

Bitirmek istediğini söylediği son konuşma günü benim yaşadığım en kötü günlerden birisiydi. İnanamıyordum. Kötü bir rüya görüyordum sanki. O an, toz olmak istiyordum. Farkında olmak istemiyordum hiçbirşeyin, söylediklerinin…içimi deşiyordu…

Son buluşmamızı hatırlıyorum. En kötüsü…Ağzıdan çıkan sözlerin dönüşü yok. O günün dönüşü yok. Konuşulanların, mimiklerin, çantadan çıkan zarfın, “herşey dahil mi?” sorusunun…Özrün de artık önemi yok…

Yolda yürüyorum…mavi bir araba bana hızla çarpıyor…uzağa fırlatıyor beni…komadayım…Konuşamıyorum, hareket edemiyorum…Kirli sakallı bir adam özür diliyor…

son

Posted in Uncategorized by benkendim on 05/12/2009

BİTTİ…Hiç yaşanmış iyi birşey kalmamış gibi…

Nasıl oldu artık bir önemi yok…Oldu işte…

Tuhaf…o kadar yoğun yaşıyorum ki…yazamıyorum. İfade edememekten korkuyorum…Fırtına sonrası sessizlik, uyuşmuşluk, karmaşa…beynimin her yeri kaos…düşünemiyorum. Yaşananları tek tek ayıklayamıyorum… Demlenmeleri mi gerekiyor bilmiyorum…

Terk etti.

Bana biraz zaman ver demişti…Bunu dediği gün beni bırakmak için çabaladığını biliyordum…Yaklaşık 1,5 ay görüşmedi benimle…Güya kendisini tarttı. Ama o ne yapacağını en başından biliyordu. Bırakacaktı beni…Tasarlamıştı kafasında…Defalarca ailesinin bilip bilmediğini sormama rağmen bilmiyorlar demişti… Oysa söyledi…Paylaştı. Bunu birinden duymam gerekmiyor. Hissediyordum…VE BİRBAŞKASI….Hissediyorum. Hem de çok yoğun. Fiziken birşey paylaştı mı paylaşmadı mı bilmiyorum…Ama potansiyel birisi var.

HErşeyi göze aldı. Güzel bir nedeni olması gerekir… Bana son konuşmamızda şunu söyledi: “Hayatta sıkıldığım bunaldığımda beni ayakta tutan bir şey var. Aşk…bu duygular beni besliyor. Seninle ilgili herşeyi düşünüyorum. Hiçbirşey eksi değil ama şu var ki ben sana aşık değilim ve aşık olmadığım biriyle evlenemem”  bu kadar şeyi göze aldı demek ki başka bir aşk var hayatında…VE UMUYORUM VARDIR…Çünkü onu tanımak istiyorum. Sıkı sıkı kapılarını örttüğü içindekini tanımak istiyorum…

o bir ergen adam mı?

Posted in benkendim by benkendim on 04/15/2009

Yine aynı karın ağrısı…Çok öfkeliyim,sinirliyim,küfürbazım,gözyaşıyım, karmaşığım. Kelimeleri yazıya dökemeyecek kadar çok yuttum sanırım. Gücüm yok…

İçim sızlıyor. Neden? Neden? Neden?Neden? Neden? Milyonkere neden diye sordum?? Ona sordum. Kendime daha çok sordum. Cevaplar verildi. Ya beğenmedim ya da anlamak istemedim. Hala sormak istiyorum NEDEN?? Hep böyle mi olması gerekir? Ondan nefret etmek istiyorum. O kadar çok ki!!! İşten eve döndüğüm her  otobüs seferinde gözlerim sokakta onu gülerken, arkadaşlarıyla şakalaşırken, bilmediğim bi kadınla gezerken arıyor. NEDEN KİMSE DÜRÜST OLAMIYOR???? Onun için ağlamaktan sıkıldım. Onu sevdiğim kadar o beni sevmiyor. Mutlu değilim diyor. Hayatının  mutsuzluk kaynağı benmişim gibi davranıyor bana. Yalnız kalmak istiyorum. Çevremde kimseyi istemiyorum. Bir süre beni yalnız bırak diyor. Ertesi gün arayıp nasıl olduğumu soruyor. Haftasonu yaptıklarını anlatıyor. Anlaşılan o beni hayatından çıkarttığında kendisini yalnız kalmış hissediyor. Hafifliyor, rahatlıyor. Benimse gögüs kafesim gittikçe daralıyor. Nefes almıyorum. Yuttuğum havayı tutuyorum. Bana bunları yapabildiği için ve  kendisini herşeyden  öncelikli  gördüğü için ve herşeyi kendi bencilliğine feda ettiği için ondan nefret etmek istiyorum.

Ben ne yapıyorum şu an? Ağlıyorum…Bağıramıyorum…İçimdekileri bağırarak dışarı çıkartamıyorum. Yazıyorum. Onu da tam yazamıyorum zaten. İçimde öyle bir kontrol var ki, kendimi bile susturuyorum ona karşı. Hala, içimde bile ezdirmiyorum onu kendime.  Peki o şu an ne yapıyor? Şu açık ki benden çok daha iyi bir durumda.

2 gün önce ben uyurken aradı. Uyku sersemi birşeyler konuştum tam hatırlamıyorum. Şunu hatırlıyorum bir tek, “Aradığın için teşekkür ederim” dedim ona sanki araması bir lütufmuş gibi… Mal mıyım ya ben??? Bu kadar mı küçüldüm? Ufaldım…O hak ediyor mu teşekkürü??? Bana yaptığını sorguluyor mu içinde? Vizcan azabından mı arıyor, soruyor hatrımı?? Belli ki gününü planlarken düşünmüyor beni…

32 yaşında bir ergen mi yoksa hala? Benim sırtımı sırtına dayayabileceğimi düşündüğüm adam yoksa hala bir ergen gibi mi yaşamak istiyor? Bu yüzden mi  birden evliliğe hazır hissetmemesi???. Benim babamdan sonra adam diye baktığım adam değil mi? Ham mı?

Çok soru var ama cevap yok….

Şununla etiketlendi:

hep aynı his…

Posted in benkendim by benkendim on 03/17/2009

Dün gece yine ağladık. Onun neden ağladığını kestiremiyorum. Dönüşü olmayan bir yola girdiğini düşündüğü için mi ? Bana böyle davrandığı için mi? Ne yapacağını bilemediği için mi?çağresizliğine mi? Hepsine mi? Çünkü sürekli ben konuştum. Konuştum, konuştum…Dünyalar kadar konuştum. O susmayı tercih etti. En sonunda bana sarıldı. Mahçupluğundan mı? Duyduğu suç duygusundan mı? Halime üzüldüğünden mi?  Bilemedim… Bana sarıldı. Sonra beni kendine çekti yavaşça. Yanıma uzanıp,başını omzuma koydu, elini belime sardı. Ara ara alnımdan öptü, hafif uykuya daldı. Ben saçlarını okşadım, sırtını sıvazladım, hafif masaj yaptım boynuna, omzuna…Eve geldiğimde ise hala aynı belirsizlik üzerinde, o ince buzda yürümeye çalıştığımı farkettim. Kendimi hala aynı hissediyordum. Beni götürdüğü o kocaman ağacın dallarından birine asılıydım. Ayağımın altında bir tabure, boynumda kalınca bir halat. Ne halatı kopartıyor ne de tabureyi itiyor. Ne varım ne de yok!!!!

Paranoyaklık ve yaptırttıkları var…Sürekli izliyorum. Sürekli anlamlar çıkartıyorum. Sürekli kuruyorum. Sürekli sayıyorum. Sürekli elimle yokluyorum. Bir kadın saçı…Görmedim değil. Ama kime ait onu bilmiyorum. Siyah ya da kahverengi orta telli ve sanırım kat kat değilse  orta boyda bir saç. Bu kadar detay düşünüyorum. Kendime üzülüyorum.

Ona bütün içimdekileri, buraya daha önce yazdıklarımın hepsini kustum. Kısa bir süreliğine,   bir rahatlık hissettim… Sadece içimdekileri söyleyebilmenin verdiği rahatlık…ama her an tetikte…Çünkü o yine açmamıştı kendisini.

Eski ilişkilerinin detayını o kadar çok bilmek istedim ki, ama ondan değil. 2,5 senedir hiç sormadım.Ondan dinlemeye dayanamam ki…Sadece ona daha önceki ilişkilerinde terk edilip edilmediğini sordum. Daha önce hiçbir kadının kendisini terketmediğini söyledi. Belki de söylediği en önemli şeydi. Kendimce “bağlılık problemi” dedim.  Tanımı koymuştum. Teşhisi de. Bir profesyonele görünmeliydi. Kabul etti. Gidicem dedi. Peki gidecek mi? SANMIYORUM…O  bence depresyonda ve bu yüzden kendisini full olarak işe kanalize etmiş durumda. Sadece işi düşünmek onu rahatlatıyor.

“Ben senin Ankara’ya gelmeni bekledim. Çabalıyorum ama akmıyor. Anlıyor musun? Beni boğmamak için ne kadar çaba sarfettiğinin de farkındayım. Ankara’ya geldin ama hafta içi zaten geçiyor öyleee. Haftasonu seninle bir araya geliyoruz ama yani bilmiyorum”  Çoooook ama çok koydu. “Akmıyor”     Akmıyor haaa…elimde çöl kumu,   en büyük şelaleler, nehirler,denizler,okyanuslar akar mı??? Dalgalanır mı?

Yazın güneye gidip kar beklemek gibi… Beni kendinden soğutuyorsun!!! Bilinçli ya da bilinçsiz…Korkuyorsun…Korktuğunu itiraf etmelisin ve ben gitmeliyim sanırım…

Şununla etiketlendi:, , ,

yemeğin taşmasını bekliyorum

Posted in benkendim by benkendim on 02/25/2009

 Sonunda Anakara’dayım.

Geçen yazılardan birinde “sıfırlamak”  ‘tan bahsetmiştim.  Hani hep sıfırlamak istiyorum diye başlayan cümleler kurmuştum. Ocak sonunda istifamı verdim. Beni çok mutlu edeceğini düşündüğüm iş yerinden ayrılık anı gariptir ki beni düşündüğüm kadar mutlu etmedi. İçimde çözemediğim tuhaf bir endişe vardı.  Üstelik işsiz kalmayacak olmama başka bir iş bağlantısı yapmış olmama rağmen. Aslında çözemediğim birşey değil…Ankara’ya döndüğümde (ki döndüm) beklentilerim artacaktı. Dolayısıyla kaygılarım artacaktı. Çünkü beklentilerimin kısa sürede gerçekleşmeyeceğini, hatta gerçekleşmeme ihtimalinin yüksek olduğunu biliyordum. Biliyorum…………..

Belki de bu yüzden uzadı bu geri dönüş hikayesi…

İnsanın nişanlısından beklentisinin olması ne kötü…..beklemek değil, beklenti……Bilmem kaç ay önce (1-2 ay olabilir) “seninle  evlenmek istemiyorum” demişti. “Nedenini bilmiyorum ama evlilik fikri beni ilk zamanlardaki kadar heyecanlandırmıyor ve bu beni korkutuyor” demişti. “Heyecan duymuyorum, tutku benim için çok önemli” demişti. “Bir yanın çok yakın bir yanın bana o kadar uzak ki! Emin değilim” demişti. Aslında kibar olmaya çalışıyordu (!!!) ama şunu diyordu açıkça. “Sanırım bir hata yaptım. Seninle olmak artık bana heyecan vermiyor. Biz erken karar verdik.. Nişanlanmayı o dönem istedim. Çünkü eğer nişanlanmasaydık seni kaybedebilirdim.  HErşey çok erken oldu. Ev tutuldu, eşyalar alındı. Ben yeterince  eve  katkıda da bulunamadım. Şimdi caymak bu yüzden çok zor  ama ben seni eşim olarak da görmüyorum. Sürekli aynı kişiyle sevişmek istemiyorum. Tutku hayatımdaki en önemli şeylerden biri.Ne yapacağımı da bilmiyorum. Kapana kısılmış gibiyim.”

Merak ediyorum!!!! Nişanlanmadan önce ben kaybedilebilir birşeyken ve o benimle bu yüzden nişanlandığını söylerken, şimdi beni kaybedilebilir yani (hayatımda olmasa da olur) yapan şey nedir? Benimle hayata dair tadabileceğini düşündüğü herşeyi tatmış olması mı? 

Hala birşeyler yapmak istediğini söylüyor. Kendisi için birşeyler yapmak istiyormuş. Bunu anlayışla karşılıyorum elbette ki!!! Ama şöyle diyor “yurtdışına gidip bir süre kalmak istiyorum. Kendi iş alanımla ilgili eğitimlere katılmak istiyorum. Bütün bunları yapmak istiyorum. Ama sen bu hayallerimin ne kadarında varsın bunu bilmiyorum” Ne istediğini bilen insan ne istemediğini zaten biliyor demektir. Bilmiyorum demek kibarlık………………..

Peki bütün bunlara rağmen ben neden yüzüğü çıkartmıyorum? Düzgün güzel denilebilecek bir kadınım. İyi bir ailem var. Önümde belirlediğim yolumun açık olduğu bir kariyer hedefim var. İstersem yalnız da kalmam….Oysa ben bütün o kurduğu ve söylerken ağladığı o cümleleri, paragrafları  düşünmek bile istemiyorum.

Bunları yazabiliyor olmama şaşırıyorum şu an. Sadece, onun benimle bir gün evleneceğini tutuyorum beynimin ve kalbimin bir köşesinde. Bütün o söylediklerini stresli yaşamına, kronik mide ağrılarına, hazımsızlık sorununa, erken yaşta kemiklerinin erimesine, yeterli finansal gücü kendisinde görmemesine bağlıyor bu sözlerin arkasına saklandığını düşünüyorum. Beni mutlu edebileceğine inanmıyor diyorum kendi kendime. Bir aileye sahip olabilecek gücü görmüyor diyorum. Ya da kendimi avutuyorum………Herşeyden önce kendine değer ver kendinin farkına var demiştim ona bir gün. Seni böyleyken seviyorum ben diyorum ama o belki de  birgün onu sevmeyeceğimden korkuyor.

Diğer yanım ise şöyle diyor: “Kızım aptal olma. Adam yıllardır anneannesinde kalıyordu. Bunalıyordu orada. Ne de olsa yaşlı insanlar.  Şimdi ev var kocaman sevdiği bir yatağı var. İyi kötü bir düzen oturttu. Onun seninle evlenmesinin nedenleri bunlarla alakalıydı. Şimdi Rahat rahat izleyebileceği bir tvsi, Tuvalette biri var mı  demeden girebileceği ve beklemeden sıçabileceği bir tuvaleti, istediği hatunu rahatça atabileceği,çift kişilik bir yatağı,  sıcak suyu, istediği zaman oynayacağı, dışarı çıkartabileceği bir köpeği,,,,,,,,,,,blah blah… kısacası konforu var. Arada sırada işte sende yanına uğruyorsun.eee bitti gitti adam daha ne isteyecek ki?? Evlenmesi için bir nedeni var mı? Seni neden bu hayata sürekli olarak dahil etsin ki? O gerçek bir bencil”

Bütün bu duygu karmaşası beraberinde şüphe getirdi. Acaba hayatında başka bir kadın mı var? Ya da birisiyle yattı ve bu onu rahatsız mı  ediyor vesaire vesaire…..Ben bu soruları sorarken ona o hayır diyor. Oysa ben ondan evet demesini bekliyorum. Çünkü bu ondan ayrılabilmem için bana mükemmel derece de güç verebilecek birşey. Üstelik herşeyin cevabı. Bütün soru işaretlerinin bittiği yer. Ve garip ki hayatında bir kadın olsa tek gecelik ya da ilgi duyduğu,beraber olduğu  bana söyleyebilecek dürüstlükte olduğunu düşünüyorum. İşin içinde aileler olduğu için söyleyemiyor da olabilir tabi… ama en azından dürüst olmasını bekliyorum bu saygıyı bekliyorum ondan.

Galiba bu ilişki biterse ilişkilere güvenimi tamamen kaybedeceğim. Benim için büyük bir dönüm noktası olacak. İşte o zaman yaşadığım onca şeyin ne kadar gereksiz ve boş olduğunu düşünmeye başlayacağım. Bu kadar çok sevmenin, değer vermenin anlamsızlığı bir önceki ilişkide olduğu gibi yüzüme tokat gibi inecek.  Ama bu öbür ilişkimden çok çok farklı. Gerçi hepsinin sonu aynı olacaksa hepsi aynıdır….offf sürekli birşeyler kuruyor ve o kurduğum şeyi çürütmek için antitez üretiyorum. O yüzden net olamıyorum bir türlü.  Varsa birşey suyu mutlaka ısınacaktır, Taşan bir yemek kötüdür.  Taşmasını bekleyeceğim sanırım.

yüzüğü ben çıkartırsam ne olur? bu ayrı bir yazı konusu

55

Posted in benkendim, Uncategorized by benkendim on 01/18/2009

1982 yılında 55′de doğmuşum.  3 ya da 4 yaşımda başka bir şehre yerleşmişiz. 2007 yılına  kadar 55′de   ziyaret amaçlı, her sene  sadece bir iki hafta, bilemedin küçükken 2-3 ay kalmışım.

2007 yılının ortasına doğru buraya iş için yerleştim. Çoklarının sıkıcı, resmi, soğuk bulduğu 06′dan geldim  doğduğum şehre.  06′da yerleşik bulunduğum bölgeye göre burada çok daha hareketli bir yerde oturuyorum. Hareketli dediysem, bu sosyal yaşam anlamında değil, öbek öbek esnafın, çoluk çocuğun, teyzenin, amcanın, çakalın,gencin, serserinin bulunduğu gidiş geliş yolu üzerindeyim. Oldukça merkezi, 55 trafiğinin aktığı yerde tam kilisenin karşısındayım. Hani şu belli aralıklarla 55′de öldürülen kilise papazları var ya!!! Evim işte o papazların bulunduğu kiliseye bakıyor.

Bu şehre isteyerek gelmedim. Amacım kısa sürede 06′ya tayin olarak geri dönmekti ama hala buradayım. Buradan ayrılırsam uzun süre burayı görmek istemiyorum. Denizi dışında sevdiğim hiçbirşeyi yok. İnsanlar çok kaba,saldırgan. Buradaki insanların çoğu diğer Karadeniz şehirlerinden göç edip çalışmaya gelenlerden oluşuyor, ağırlık  61′den.

İşim gereği   ticaret yapan esnafla sürekli olarak  bir şekilde diyalog halindeyim. Mesleğe başladığım ilk günlerde büyük bir hayal kırıklığı içindeydim. Bu adamlarla ben anlaşamayacağım dedim kendi kendime. “Ya bunlar beni kaçıracaklar ya da ben onları” Şimdi bakıyorum ne onlar kaçtı ne de ben bir yere kıpırdayabildim. Ama artık gitmek  istiyorum. Önceden de istiyordum, hep istiyordum…Şimdiki fark şu; herşeyi göze aldım.   Ailemden aldığım desteğin payı büyük. Onlar ne olursa olsun yanımda olacaklarını söylediler. “Artık Ankara’ya gelmen lazım” “Gel artık!!” diyen sevgilinin alarm veren çağırışlarını biraz kulak ardı etmişim sanırım. Şimdi gemi su alıyor ve ben seferber oldum,hıı!!,  belli ki biraz geç kaldım, şimdi sevgili ;  benim için istifa etme diyor. Böyle diyor ya işte, bende geliyorum.Seferber oldum geliyorum. Konuyu dağıtmayayım. Bu gelme ve gitmeler başka bir yazı konusu. 55′den bahsediyorduk biz.

55 ile ilgili birkaç gözlem;

Yaya yoluna asla saygı yoktur

Esnaf  müşteriye karşı çok minnetsizdir. Zannedersiniz karınları pek toktur.

En kurumsal görülen yüksek cirolu firmaların muhasebe çalışanları bile banka işlemlerinden, faizden, devresonundan habersizdir. Laf anlatamazsınız.

55′de altyapı sıfırdır. Yağmur yağdığı zaman her yer sel su olur. Kaldırım taşları yerlerinden çıkar, oynar.

Markete alışverişe gidersiniz, kasadaki kız “canım şu slibi karşıdaki arkadaşa verir misin?”  diyerek “istersen kasanı da ben sayayım” cevabını verdirttirebilir.

Dükkanlarda ingilizce tabelalar görürsünüz ama geneli hatalı yazılmıştır.

Bir gün içinde 55′de gezilebilecek  her yeri görebilirsiniz.

Şehir merkezindeki sinema salonları oldukça kötüdür ve salonlar nem,küf kokar.

Yeni yapılan sahil yolunda genelde işsizler,askerler ve cebinde harcayacak parası olmayıp çekirdek çitleyerek vakit geçirmeye çalışan insanlar yürüyüşe çıkar. Ayrıca kışın  akşamları bir tane bile kadın göremeyecek olmanıza rağmen renk renk farlı ve ışıklı şahin, kartal, toros tipli arabalar müziği son ses açarak piyasa yapmaya çalışır.

Denizi izlemek güzeldir ama denize girmek, hatta güneşlenmeye çalışmak sizi yorar. Genelde hava çok rüzgarlı ve deniz çok dalgalıdır. Eve döndüğünüzde kolunuzu kaldıracak haliniz kalmaz. Hava rüzgarlı olduğundan ayrıca bölük pörçük yanarsınız, sizi asıl yakan rüzgardır.

Sebze pazarda oldukça ucuz ve boldur.

Tamirat tadilata eve çağırdığınız usta hiç bir zaman kaliteli malzemeyi  siz onu uyarana kadar kullanmaz. Hep ucuza kapatmak isterler.

Esnaf dükkanının önüne her sabah mutlaka su döker. Bazısı çamaşır suyu… Canım pantolonunuz giyilemez hale gelebilir.

Yolları arnavut kaldırımı şeklindedir. Bir haftada yeni aldığınız topuklu ayakkabınız bir de bakmışsınız tak tukk ses çıkartıyor. Topuğunuz 50 metre geride kalmıştır bile.

Çok ucuza tıka basa balık keyfi yapabilirsiniz, yanında mısır ekmeği ve turşu kavurması süper gider.

Kadın ve erkek bir arada içki içilebilecek nezih mekan kışın bulamazsınız. Yazın ise o 2 yerden 2 ”si de ağzına kadar doludur. Bir bira siparişi verene kadar 20 dakika geçer.

Canlı rock müzik dinleyebileceğiniz mekan yoktur.

Dolmuş şoförleri tam bir çılgındır.

Ramazan ayında öğle yemeği yemek için dışarı çıktığınızda açık lokanta vesaire kolay kolay bulamazsınız.

Kapalı mekanda sigara içme yasağı olmasına rağmen her yerde püfür püfür sigara içilebilmektedir.

Kız kıza iş çıkışı eve 22:00′da  bile sokakta bulunmak oldukça tehlikelidir. Peşinize bir manyak takıldığında ve hasbelkader polise rastlayıp herifi şikayet ettiğinizde polis size dönüp “Size birşey yaptı mı? Şikayetinizi dikkate alabilmemiz için birşey yapmış olması gerekir” diyebilir. Siz de “Birşey yaptıktan sonra size söylememin ne anlamı var?? diye cevaplamakla yetinirsiniz.

“Gecenin ikisinde apartmandan duyduğunuz iki el silah sesiyle yatağınızdan fırlayabilirsiniz. Burada çünkü çoğunluk silah taşır.

Futbol maçı demek silah sesi demektir. 06′da duyamayacağınız kadar silah sesi duyarsınız.

Eğer mail kullanan bir esnaf müşteriniz varsa bilirsiniz ki,  blahblah 55 @ blaah blaah şeklinde olacaktır. Mutlaka 55′i bir yerlere sıkıştırırlar.

Newsweek Türkiye’de en fazla şiddet eğilimi bulunan şehirlerin başında 55′in  geldiğini bir araştırma yazısında okuduğunuzda şaşırmazsınız. En fazla kesici alet, silah taşıma bu şehirdedir.

bunları daha da uzatmam mümkün, ama sanırım kafi……….

sıfırlamak

Posted in Uncategorized by benkendim on 01/16/2009

           

            Her iki senede bir yoğun olarak  düşündüğüm bir şey var. Her şeyi sıfırlamak.  Yaşadığım yeri, tanıdığım insanları,sevgilimi, yaptıklarımı, arkadaşlarımı, işimi, en sonunda kendimi.  Sırtında bir çanta ile bilmediği yerlere gidenlere, çok gezip çok bilenlere her zaman hayran olmuşumdur. Onlar çünkü hep yenileniyorlar. Hep yeni şeyler görüyorlar.

            Bu duygu ne zaman ayağa dikilip  beni omzumdan çekiştirmeye başlıyor bunu tam kestiremiyorum.  Nedenini bilmiyorum yani sanırım bilmiyorum ama emin değilim, söylemesi de zor…ve bu yüzden yazıp yazıp siliyorum çünkü kendime söylemekten bile korkuyorum. Başarısız olacağımı, üzüleceğimi, bir yerlerde çuvallayacağımı, hayal kırıklığına uğrayacağımı düşündüğümde sanırım kendime  sıfırla diyerek start veriyorum . Bilgisayarı resetlemek  gibi…kitlendiğinde basıyorsun bir düğmeye, yeniden açıyorsun ekranı. Her şey daha güzel geliyor taa ki yeniden kitlenene kadar.

           Bu günlerde herşeyi sıfırlamak istiyorum. İlk olarak işimden başladım. Çünkü ona verdiğim değerin, onun için katlandığım sıkıntının karşılığında o bana kocaman bir HİÇ verdi. Aradım İK zımbırtısını. “Sizinle  2 yıllık bir sözleşmem var ama ben gitmek istiyorum ama ben istifa etmek  de istemiyorum. Ne zaman iş bulabileceğim belirsiz. İşsizlik sigortasından yararlanmak istiyorum.  Herkes için en iyisi olacak bir çözüm bulabilir miyiz?” İşten adam çıkartmak ilk kez yaptıkları bir şey değil.  “Ekonomik sıkıntı” yazacak forma. Hatta bunu en profesyonelce yapan kurumlardan birisinde çalışıyorum.  ATIN BENi……..

           Bu günlerde herşeyi sıfırlamak istiyorum. İlk olarak birbuçuk yıldır yaşadığım, işim için, aşkım için yaşamak zorunda olduğum bu şehirden başladım. Zaten hiç birzaman ısınamamıştım. İnsanları, yolları, havası, binaları, “daaalarıı”, “haburalarııııı” ne kadar içinde doğduğum şehre ait olsa da, bütün bunlar  bana ait değil,  benden çok uzak. Bu şehirle ilgili yazacağım çok şey var başka bir başlık altında

           Bu günlerde herşeyi sıfırlamak istiyorum. İlk olarak arkadaşlardan başladım. Birbuçuk yıldır görüşmediğim, konuşmadığım arkadaşlardan…sancısızdı. Ama geriye dönüp baktığımda o sarı şehre döndüğümde büyük bir boşluğun beni karşılayacağını şimdiden hissediyorum.

           Bu günlerde herşeyi sıfırlamak istiyorum. İlk olarak bağımlılıklarımdan başladım. Kendim için sadece kendim için vermek istiyorum artık kararlarımı. Başkalarına bağımlı olmadan…Sanırım 3 yıl önce… O zamanlar iş aramaktayım. İstanbul’da bir işe girme hayalim var. Aslında hayalim İstanbul’da bir işe girme değil, o adamın biriyle  aynı şehirde olabilme isteği….  O adam bana şöyle demişti: “Benim için İstanbul’a gelme!!!!” O zamanlar sevdiğim bir adam… hııııı…..Sanırım 2 hafta önce….Çalışmak için bulunduğum şehirden aslında yaşadığım kök saldığım o sarı şehre dönmek niyetindeyim.Aslında adamın biriyle tekrar aynı şehirde olabilme isteği…O adam bana şöyle dedi: “Benim için istifa edip buraya gelmeni istemiyorum” Bu adam da evlenmeyi düşündüğüm adam… Karıştım……….kitlendim…Yoksa yine aynı hatayı mı yaptım? ?? Midemde ani bir sancı….yukarı çıkıp gözümden dışarı akmak istiyor şu an…

         Bu günlerde herşeyi sıfırlamak istiyorum. İlk  kendimden başladım. Büyüdüm, öğreniyorum. Başka gözle bakmaya çalışıyorum. Daha isteyerek, daha hırslı, daha umutlu…Çabalıyorum. Uzun zamandır gülmüyorum şöyle katıla katıla. Yaşımdan değil kaşlarımın arasındaki ince uzun hafif belirgin çizgi. 26′mdayım…

        Bu günlerde herşeyi sıfırlamak istiyorum. Herşeye değecek olanları bir yana , hiçbirşeye değmeyecek olanları  diğer yana ayıklamak istiyorum. Sonra oturup bir koltuğa elimde bir nescafe ki pek de sevmem, ohhhhhhh demek istiyorum.

        Bu günlerde herşeyi sıfırlamak istiyorum. Biliyorum şu zaman diliminde yaşadıklarımı, bana birşeyler yaşatanları başka bir zaman diliminde  özleyeceğim ama denemek istiyorum

zero_12

Şununla etiketlendi:, , , , ,

ÖZEL BİR GÜN (Una Giornata Particolare )

Posted in film by benkendim on 10/10/2004

loren_mastroianni20aHitler, Almanya’da  liderliğe oynadığı dönemlerde faşist ideolojinin temellerini atmaya başlamıştı. Savaştan yeni ve yenik  çıkmış bir toplum Almanya’yı düzlüğe çıkaracağını vadeden, daha sonraları dünyanın bir çok yerinde sempatizanı ve aynı zamanda nefret edeni olacak olan bu lidere  inanmaya dünden razıydılar. Faşizmin ivme kazandığı dönemin İtalya’sında ise Mussolini baştaydı. “Özel Bir Gün”, Hitler’in İtalya ziyaretinin halk arasında yaşattığı coşkulu hava ile başlıyor. Tarihe geçecek bugünü, alanda izlemeyen iki kişi üzerine yapılandırılmış olan senaryoda düzeni temsil eden, sistemin istediği şekilde yaşayan, halinden memnun olmayıp yine de bir şey yap(a)mayan bir “ev kadını” ve “düzen karşıtı” olarak görülen “eşcinsel” bir adamı görüyoruz. 

 

Siyaset’in, ideolojilerin, uygulanan politikaların gündelik hayatımızda yerinin olmadığını söylemek çok zordur. Çok sıradan davranışlarımız benimsediğimiz fikirlerin, ideolojinin birer yansımasıdır çoğu zaman. “Özel Bir Gün” hakim ideolojinin hayatın içine işleyerek nasıl da basit ve bir o kadar da önemli bir biçimde  değişik görüntüler altında oluşumlandığını gösteriyor bize. Kadına  “ben olma” hakkını çok gören  faşist ideolojide kadın tiplemesi oldukça basittir. Kadın; sağlıklı “erkek” çocuklar doğurur, kadın; evden başka yerde çalışmaz, kadın; ev işlerini yapar, kadın; kocasının isteklerini yerine getirir. “Erkek” egemen toplum içinde mutsuz olan, kadın tiplemesinin kendisini içinde bulunduğu sistemin en iyisi olduğuna  inandırmaya çalışması, aynı zamanda toplumun eşcinsellikten nefret etmesi,  eşcinsel olan erkek karakterin hayatının bu durumdan ötürü nasıl değiştiği filmde “faşizme” dokundurmalar içermektedir. Kadın olmanın “sıradan bir şey” olarak görüldüğü, “erkek” olmanın yüceltildiği bir toplumda “eşcinsel” olmak  filmdeki erkek karakterin işinden olmasına neden olmuştur.

1977 yapımı faşizme göndermeler yapan bu filmin kullandığı kadın ve eşcinsel erkek karakterleri aslında bugünün Türkiye’sine baktığımızda  hala düşünülmesi gereken konular. Türkiye’nin büyük kısmında kadın olmak hala sıradan bir şey. Çocukları eşcinsel olduğu için onları sokağa atan ve eşcinsel olduğu için evden kaçan bir çok kişi var Türkiye’de. O zamanın faşist yönetimli İtalyası’nın   bugünün Türkiye’si üzerinde yarattığı çağrışım, Türkiye’nin yapılan her seçimde neden daha da muhafazakarlaştığı üzerine düşündürüyor.  10/10/2004        

 

Yapım: 1977, İtalya /kanada

Yönetmen:   Ettore Scola                                                                     

Şununla etiketlendi:, , , ,
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.